AKŞEHİR İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ
AKŞEHİR

 

Akşehir, İç Anadolu Bölgesinin batısında, en yüksek tepesi 2610 m. olan, Sultan Dağlarının kuzeydoğu eteklerinde eğimli arazi üzerine, boğaz denilen dar bir koyağın hemen önüne yerleşmiştir. Adıyla anılan 8 km. kuzeybatısındaki göle ve verimli ovasına 60-70 m. yukarıdan bakar. Denizden yüksekliği 1020 m. dir. 2007 sayımına göre (Köyleri dahil), 99.831 oturanı vardır. Anadolu geleneğine uygun olarak, Alüvyon kıyısına eğimli bir alana yerleşmiştir. Dağa doğru, sırtını ormana vermiştir.

Akşehir ‘de ilk yerleşim neolitik çağda başladığı, bölgede yapılan yüzey araştırmalarından anlaşılmaktadır. Bunu izleyen Kalkolitik, Eski, Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri sıralanabilir. Hitit Krallarından II. Murşili’nin , Batı Anadolu da ki işgali, İzmir civarındaki Nef’e (=Nif= Kemal Paşa) kadar uzanmıştır. Onun zamanında bu bölgede kuvvetli askeri garnizonlar kurulmuştur. Bölgemiz, bu devirde Hitit siyasi hakimiyetine girmiştir. Akşehir ‘in çevresinde bulunan höyüklerden elde edilen küp ve gaga ağızlı testiler, M.Ö. XVI yy. dek uzanan Hitit yerleşimini kanıtlamaktadır. Batıdan gelen deniz kavimlerinin (Ege) göçlerinin etkisiyle gücünü yitiren Hititlerin yerini, Frigya ‘lılar alır. Frigya ‘lıların izlerini burada çevrede yapılacak incelemelerle görmek mümkündür. Zira bugün, Akşehir Arkeoloji Müzesi bahçesinde sergilenen Tanrıça Kybele ‘li aslan heykelleri bunu kanıtlamaktadır.

Strabon, Coğrafya adlı kitabında Kentin bulunduğu bölgeyi, “ Paroreia Frigya” olarak adlandırmaktadır. Aynı kitap da; “Bu bölge doğrudan batıya uzanan bir çeşit dağ silsilesine sahiptir ve eteklerinde her iki tarafa geniş bir ova uzanır. Ovanın yakınlarında bulunan kentler; kuzeye doğru Philomelion (Akşehir) ve öte tarafta Pisidia yakınındaki Antiokheia (Yalvaç) denen kentler bulunur. Philomelion, tamamıyla ovadır.” demektedir. Günümüz Akşehir ‘in bulunduğu konum itibariyle, Sultan Dağlarından gelen erozyon tabakasının üzerine kurulduğundan, dağ eteği gibi görülmektedir. Frygya’lılar gibi Lidyalılar da, Çanakkale Boğazından, Küçük Asya’ya girmiş ve Kızıl Irmağa kadar bu bölgeyi,siyasi hakimiyeti altına almıştır. Bu istilada ,Philomelion’uda ele geçirirler ve yağmalamalar. Lidya Kralı Kraisos, Pers Hükümdarı Darius’a yenilince, Lidya ve Frigya toprakları, Pers egemenliğine girer. Böylece Akşehir, İ.Ö547/546 yıllarında, Perslerin siyasi egemenliği altına girmiş olur. Helenistik Çağda, Galat halkının yerleştiği ve yöreye Galatia dendiği halde, tarihsel bir alışkanlıkla Frigya adının kullanılması alışkanlık haline gelmiştir.

Frigya Kralı Midas ‘m adını taşıyan pınar, (Midas ‘ın Çeşmesi) bugünkü Ulupınar Köyündedir. O dönemden sonra Lidya’nın Şehir Piskoposlarından biri olan kentin yakınlarındaki Melles Köyü bugünkü hala prensesin kocası Melas ‘in adını taşımaktadır.

Akşehir ‘de Pers ve Helenistik dönem egemenliğinden sonra sırayla Roma ve Bizans istilaları takip eder. Romanın Anadolu yönetim örgütü içinde İkonion ‘a (Konya) bağlanır. Akşehir, Bizans şehri olan, Konya ile birlikte, bir çok defalar İslam ordularının istila ve yağmasına uğrar. İslam Devletlerinin şehirlerine yakın olduğu için güneyden yapılan her istila hareketi, ilk Konya ve Akşehir ‘e olur.

Bizans’ın uç şehri olan Akşehir, önce Emeviler’in sonra Abbasilerin, Bizans ‘la olan savaşları sırasında taraflar arasında sürekli el değiştirir. 1071 yılında, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun hükümdarı Alparslan ‘nın Bizans İmparatoru Romen Diojen ile yaptığı savaştan galip çıkmasından sonra, Anadolu ‘da bir Türkleşme hareketi başlar.

Bu hareketten sonra Anadolu ‘da ve buna bağlı olarak Akşehir ‘de bir değişim rüzgarı esmeye başlar. Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman 1076-77 yıllarında Akşehir ‘ i almış ve böylelikle Akşehir Oğuz Türklerinin egemenliği altına girmiştir. Süleyman Şah zamanında, Türk kültürü beşiğini Konya ve buraya bağlı olan Akşehir ve çevresinde buldu. Daha sonra bu kültür, büyüyerek ve gelişerek, Konya‘yı Türk kültürünün merkezi haline getirir. Süleyman Şah‘ın 1086 da ölümü üzerine Anadolu Selçuklu Devletinin başına I. Kılıçaslan getirilir. Haçlılarla yapmış olduğu savaşlar neticesinde I. Kılıçaslan 1097 yılında başkenti olan İznik‘i kaybeder ve aynı yıl içerisinde Konya‘yı tekrar başkent yapar. Boğazlardan gelen Haçlı akınları, Konya ‘dan önce Akşehir ‘e yapıldığından ilk Akşehir yıkıma ve yağmaya uğruyordu. Selçuklu Devletinin Çökmesiyle Akşehir’i önce Eşrefoğulları, sonra da 100 yıl Hamitoğulları yönetir. Kent 1381 yılında Murat Hüdavendigar’a satılır. Yıldırım Beyazıt 1402 yılında Timur’a yenilince, Ferruhşah Mescidinin cenazelik bölümüne hapsedilir ve burada intihar eder. Fetret Döneminde kısa bir süre Karamanoğullarının eline geçen Akşehir, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1467 yılında fethedilir ve Cumhuriyete kadar sürecek olan kesintisiz Osmanlı hakimiyeti başlar.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemlerinde, Akşehir’in yüzyıllar boyunca gördüğü yağma ve istila sona erer. Şehir uzun yıllar ticaret ve yollarının kavşağı konumunda bulunması nedeniyle, ilk kez bu dönemde avantajlı durum haline gelmiştir. Yavuz Sultan Selim, Safevi Hükümdarı Şah İsmail üzerine yaptığı bir seferde Akşehir’de 8 yıl kalır. IV. Murad’ın Bağdat Seferine çıktığı zaman Akşehir’e uğradığı ünlü gezgin Evliya Çelebi ’nin, tek Osmanlı eseri olan, İmaret Camiinin son cemaat yerinde bulunan sütun bileziği üzerine kazıdan anlaşılmaktadır. Osmanlının gerileme Döneminde Kavalalı Mehmet ali Paşa kumandasındaki Mısır Ordusu da Akşehir üzerinden Konya’ya kadar ilerlemiş ve ordunun bir bölümü kışı Akşehir’de geçirmiştir. Bu olaylar, Akşehir’in Osmanlılar Döneminde de ticaret yolları üzerinde önemli bir ticaret merkezi oluşunun göstergesidir.

Batı Cephesi Karargahı 21 Kasım 1921’de Akşehir’e nakledilir. 24 Ağustos 1922 tarihine kadar sürecek olan dokuz ay on günlük süreç içerisinde taarruz hazırlıkları Akşehir ’den yönetilir ve planlar burada yapılır. Silahlar ile cephaneler arasta dükkanlarda imal edilir. Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa sürekli Akşehir’de kalarak hazırlıkları yönetir. Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa hazırlıkların durumu denetlemek üzere değişik tarihlerde Akşehir’e gelir. Nihayet 24 Ağustos 1922 sabahı Batı Cephesi Karargahı, cepheye gitmek üzere Akşehir’den ayrılır.

Böylece Akşehir Neolitik Dönemden başlayarak, Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulmasına kadar, tarihteki yerini almıştır. En büyük fonksiyonu ise Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında almış olduğu roldür. Akşehir’in toprakları üzerinde yaşamış kültürler düşünüldüğünde, çok zengin bir kültür mozaiğine sahip olduğu görülebilir. Ancak günümüze kadar gelebilen ve ayakta kalan Selçuklu eserleri ile Osmanlı Dönemine ait sadece İmaret Camii’dir. Bu mozaik içerisinde son Osmanlı ile ilk Cumhuriyet dönemlerinden günümüze kadar gelen ve gerçek Türk kültürünü yansıtan sivil mimarlık eserleri ile el sanatları yadsınamaz. Bugün artık Türkiye’ye mal olmuş ve büyük bölümü tescilli Akşehir Evleri, aynı adla anılmaktadır.